4 Şubat 2013 Pazartesi

“Bir anlığına kendi yaşamımıza dışarıdan bakabilseydik ya da kendimizinkinden çok farklı yaşamlara yakından tanıklık edebilseydik bu nasıl bir tecrübe olurdu dersiniz?”


Büyük bir alışveriş merkezinde anne ve babasını kaybeden Miguel, onları bulmak için otoparka gittiğinde burada çöp bidonunu karıştıran evsiz bir derbederle çarpışır. Bir yabancıyla konuşmaması gerektiğini hatırlayan Miguel tam arkasını dönüp gidecekken elindeki çikolatayı ona verir. Evsiz adam, çöp bidonunda bulduğu ekmekle sandviç yaptığı çikolatayı paylaşmayı önerir ve bu arada da ona ballandıra ballandıra marketlerde nasıl hırsızlık yaptığını anlatır. Kitap çalmaya ise bayılmaktadır. Walt Whitman’ın bir şiir kitabını gösterir ve bir tanesinin yalnızca ilk satırlarını okur:

Her gün dışarı çıkan bir çocuk vardı
Ve baktığı ilk şeyde
Dönüşüverirdi o nesneye.

Evsiz adam bu satırları okur okumaz Miguel’in yanından uzaklaşır. Tam da o sırada annesi ve babası yanına gelir.

Ertesi gün Miguel babasıyla birlikte okula giderken trafik lambasının yanında iki çocuk görür. Mendil satan, arabaların camlarını silen bu çocuklardan bir tanesinin üzerindeki tişört Miguel’in dikkatini çeker çünkü önünde en sevdiği müzik grubunun resmi vardır. Sonra araba hareket eder ve okula varırlar. Miguel okula doğru yürürken “bir şeyin bedenini kontrol altına aldığını, bir bulut gibi onu sarmaladığını, hatta ayaklarını yerden kesip onu sağa sola sarstığını hisseder”. Birdenbire trafik lambasının orada gördüğü çocukların seslerini duyar. Neler olduğunu anlayamaz. Ama kısa bir süre sonra çocuğun tişörtünün üstündeki grubun solistinin baskı resmine dönüştüğünü fark eder. Kendisi sesini onlara duyuramaz ama bütün günü bu iki çocukla birlikte, onların konuşmalarına, yaptıklarına eşlik ederek geçirir. Akşama doğru yine kendi haline döner.

Miguel sonraki günlerde çeşitli nesnelere dönüşmeye devam eder. Anne babasına olanları anlatamaz, ama bir yandan da artık başka bir nesneye dönüşmek istemez. Bir gün evsiz adamı görür, ancak son umudu da bir şekilde ortadan kaybolur. Şimdi ne olacak? Bu sonsuza dek böyle mi devam edecek, yoksa her şey eski haline dönecek mi?

Bir anlığına kendi yaşamımıza dışarıdan bakabilseydik ya da kendimizinkinden çok farklı yaşamlara yakından tanıklık edebilseydik bu nasıl bir tecrübe olurdu dersiniz? On yaşındaki Miguel’le birlikte kitap boyunca bizler de kendimizi bir başkasının yerine koymanın nasıl bir şey olabileceğini düşünüyoruz.

İspanyol yazar Alfredo Gómez Cerdá’nın yazdığı, Javier Zabala’nın resimlediği Miguel kısa bir süre önce İletişim Yayınları’ndan Saliha Nilüfer’in çevirisiyle yayımlandı.

Tülin Sadıkoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme