22 Mart 2013 Cuma

Bahar Masalları

Masal, küçük-büyük herkesin ilgisini her zaman çekmiştir. Küçükken anlatılan masallar eğlendirirken büyüdükçe daha farklı bir anlam kazanmıştır belki de. Hayal dünyasını tazeleme, yeni ve olumlu bir bakış kazabilme, engellere rağmen yeni ve farklı bir yolun olduğunu bir kez daha fark etme ya da yalnızca hoş vakit geçirme… Hangi nedenle olursa olsun çoğu yetişkin zaman zaman masalların dünyasına geri dönmüştür.

Son zamanlarda masal kitaplarında bir artış olduğunu söyleyebiliriz. Bu artış olumlu gibi görünse de hem yerel hem dünya masalları böylesine zenginken yayımlanan kitapların sayısı yine de yetersiz kalıyor.

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Tarık Demirkan’ın derleyip çevirdiği ve Feridun Oral’ın resimlediği Güz Masalları, Kış Masalları, Yaz Masalları ve Bahar Masalları başlıklı dört çalışma masal derlemelerinin güzel örneklerinden. Mevsimlerle ilişkilendirilmesi, kitaplarda yer alan masalların ağırlıklı olarak temaları içeren masallar olması ilgi çekici, bana kalırsa. Bizi yağmurlu, serin bir hafta sonu bekliyor olsa da çiçek açan ağaçları ve ara ara kendini gösteren güneşiyle baharın gelişini duyumsadığımız şu günlerde  Bahar Masalları” keyifle okunabilir.

Kitapta Polonya, Hollanda, Estonya, Vietnam, İspanya, Çin, Letonya ve Slovakya’dan masalların yanı sıra Italo Calvino, Zoltán Zelk, Rudyard Kipling ve Oscar Wilde’ın yazdığı masallar da buluyor. 
 
Masalın yaşı olmaz, kitapta da yaş grubu belirtilmemiş. Yine de, kanımca, bu kitap 9 yaş ve üstü çocuklar ve masala ihtiyaç duyan tüm büyükler için.

Tülin Sadıkoğlu
 

"Bahar Masalları" kitabından "Kardelen" masalını, yayınevinin sitesinden "Tadımlık" olarak biz de aktarıyoruz! (http://www.ykykultur.com.tr/kitap/bahar-masallari)

KARDELEN

Ormanlar, kırlar hâlâ kalın bir kar tabakası altındaymış. Ama artık giderek ısınan güneş, karların altındaki minik çimen sürgünlerinin kıpırdanmalarına neden oluyormuş. Derin uykularından uyanan narin çimenler minik bedenlerini harekete geçirmeye çalışıyorlarmış. “Pısst, uyuyor musun daha?” demiş çimenciklerden biri yanındaki arkadaşına. Evet, henüz uyuyormuş o. Yalnızca o değil, karların altında kış uykusunda yatan öteki çimenlerin hepsi hâlâ derin bir sessizlik içindeymiş. Ama erken uyanan minik çimenin seslenmesiyle, yanındaki çimencik de uyanmış. Tam da güzel bir rüya görüyormuş o sırada. Rüyasında sıcak güneşin altında gökyüzüne doğru uzanıyormuş. Sabah serinliğinin minik bedeni üzerinde bıraktığı su damlacıklarının tadını çıkarıyormuş. Bu yüzden de uyandığında bir gülümsemeyle çevresine bakınmış. “Niye gülümsüyorsun?” diye sormuş komşusu. “Rüzgâr bizi çağırıyor, öyle değil mi?” “Ne rüzgârı?” demiş öteki. ”Henüz ılık bahar rüzgârı falan yok ortada. Karların altındayız.” “Karların altında mıyız?” diye şaşırmış uykudan uyanan çimencik. “Bense bahar çoktan geldi sandım. Off, ne zaman kalkacak üzerimizden bu kar tabakası?” Bitmez tükenmez kışı düşününce yeninden kederlenmiş. Yattığı yerde birazcık dönmeye çalışmış. “Uyuyalım bari. Madem daha kış sürüyor, yeniden uyumayı deneyelim. Belki yine rüya görürüz.” “Hayır, hayır. Uyumayalım,” demiş arkadaşı. “Ben çoktan uyandım. Bence dışarısı artık iyice ısındı. Gel yukarıya çıkalım, karların üzerinde ne var bakalım.” “Deli misin sen? Nasıl çıkarız karların üzerine? İstesek de yapamayız. Biz minik çimenleriz, karların arasından yukarı çıkamaya gücümüz yetmez.” Çimenciğin bu yakınmaları işe yaramamış. Arkadaşı kararlıymış. “Evet, gerçekten çıkamayız, dediğin doğru. Ama bunun bir çaresi de olmalı. Onu bulmalıyız. Madem kışın bitmesini diliyoruz, madem yukarıda artık havanın ısınıp ısınmadığını merak ediyoruz, o zaman biz yapamasak bile bunu yapacak birilerini bulmalıyız.” “Ama nasıl?” Arkadaşı bir süre yanıt vermemiş. Sonra anısızın “Buldum!” diye bağırmış. Zaten kısacık olan bedenini toprağa doğru iyice yatırmaya çalışmış. Elinden gelse boylu boyunca toprağa uzanacakmış. “Onları uyandıracağım. Toprağın altında baharı bekleyen, ama bir türlü uyanamayan arkadaşlarımıza haber vereceğim.” “Sen küçücüksün, onları nasıl uyandıracaksın?” diye sormuş kuşkucu minik çimen. Ama arkadaşının onun sözlerine kulak asmadığı belliymiş. “Olsun, hiç olmazsa denerim.” Bunu söyledikten sonra da minik gövdesiyle toprağa vurmaya başlamış. Durmadan, ara vermeden pıt pıt pıt vuruyormuş yere. Gerçekten çok ses çıkmıyormuş bu vuruşlardan, ama kalın kar tabakasının yarattığı derin sessizlikte en küçük kıpırtılar bile yankılanarak uzaklara ulaşabiliyormuş. Biraz sonra toprağın altından sesler duyulmaya başlamış. Bu sesler minik çimenin azmini daha da güçlendirmiş. Daha kararlı bir biçimde vuruyormuş toprağa. Hatta artık tıklamanın da ötesinde ağzını toprağa yakınlaştırıp seslenmeye de başlamış: “Günaydıııııınnnn! Artık uyanıııııınnnnn!” Toprağın hemen altında, filizlerinin arasında uyuyan kardelen yavaşça gözlerini açıp kıpırdanmış. “Neler oluyor? Kim vuruyor toprağa?” “Ben minik çimenim dostum, uyan artık.” “Minik çimen mi? Sen uyandın mı?” “Elbette dostum. Uyan artık, uyku zamanı geçti.” “Sen uyandıysan ben çok bile uyumuşum demektir,” demiş kardelen ve minik başını toprağın üzerine doğru uzatmaya başlamış. Zaten başını kaldırır kaldırmaz sabırsızlıkla kendini bekleyen minik çimenlerle karşılaşmış. Özlemle kucaklaşmışlar. Nemli topraktan başını çıkarması kolaymış. Ama üzerlerini kalın bir yorgan gibi kaplayan kar tabakasını nasıl delecek, yeryüzüne nasıl çıkacakmış? “Biliyorum sen cesur bir kardelensin,” demiş minik çimen. “Bizlerin, artık uyanan tüm bitkilerin de tek umudusun. Bunu başarabilirsin! Yapacağın tek şey yılmadan gökyüzüne doğru yükselmek. Bu kar tabakasının artık çok kalın olduğunu sanmıyorum. Yukarıdaki güneşi hissedebiliyorum. Artık bizim zamanımız geliyor. İlkbahar geliyor, inan bana. Çıkıp bakman gerek. İlkbahar güneşinin gökyüzündeki yerini alıp almadığını öğrenmemiz gerek… Bunu da bir tek sen yapabilirsin.” Kardelen fazla nazlanmamış. Derin bir nefes almış ve küçük vücudunu yukarıya doğru yükseltmeye başlamış. Gerçekten de hiç zor olmamış. Kısa bir süre sonra kardelen birden başının kar tabakasının üzerine çıktığını fark edivermiş. “Ne kadar güneşli burası,” diye seslenmiş çimenciklere. “Gökyüzü ne kadar mavi.” Kardelenin sevinç çığlıklarını duyan yalnızca küçük çimenler değilmiş. Gökyüzünde bahar sıcağını çevresine yaymaya çalışan güneş de duymuş. Bu sevinç çığlıkları, artık kışın bittiğini, yeşil bitkilerin, renk renk çiçeklerin boy vereceği günlerin geldiğini de müjdeliyormuş. Güneş sesini duyduğu beyaz çiçekli minik kardelene gülümsemiş. Güneş gülümseyince hava da ısınır, öyle değil mi? İşte kardelenin çevresindeki karlar bu yüzden hızla erimeye başlamış. Kısa bir süre sonra, erken uyanan iki küçük çimen kendilerini güneşin altında buluvermişler. Gökyüzündeki güneş onlara gülümsüyormuş. Kardelen de bembeyaz çiçeğiyle güneşi selamlıyormuş. Herkesin özlemle beklediği bahar işte böyle gelmiş…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme