24 Nisan 2013 Çarşamba

Sırlarla Dolu Konak


Yiğit, dedesini ve babasını yedi yaşındayken bir tren kazasında kaybeder. Aile daha sonra memleketteki “kocaman eski evi” satıp İstanbul’da, bir kenar mahalledeki küçücük bir eve taşınır. Kız kardeşi Elif, annesi ve babaannesiyle birlikte yaşayan Yiğit yalnızca babasını ve dedesini değil her şeyini kaybetmiş gibidir. Ancak zaman geçtikçe yaşadığı yeri ve buradaki insanları sevmeye başlar. “Yoksullukta eşit” olduğunu düşündüğü bu insanlar arasında yine de şanslı olduğuna inanır çünkü arkadaşı Mehmet gibi çalışmak zorunda değildir en azından.

Yiğit, şimdiki evlerini sevmesine sever ama “ev” denince aklında doğup büyüdüğü üç katlı, eski ev canlanır. Bir de sırlarla dolu “o konak”… Yiğit kendini bu terk edilmiş konakta “kayıp yurdunda, yuvasında, geçmişinde” hisseder. Belki de eski yaşamına duyduğu özlemin bir yansımasıdır bu.

O gün lapa lapa yağan kar nedeniyle okullar tatil edilmiştir. Böylece arkadaşı Mehmet’le birlikte kendini dışarı atan Yiğit, sabah gördüğü ve içinde dedesinin olduğu rüyanın da etkisiyle “sırlarla dolu o konağa” gitmek ister. “Sanki boynuna görünmez bir ip bağlanmış, onu o konağa çekip” durmaktadır. Mehmet itiraz eder, karla kaplı konağa o gün gitmek istemez. Ancak sonunda razı olur. Konağa girdiklerinde merdiven başında oturmakta olan bir kedi görmek onları şaşırtır. Kedi sanki onları bekliyor gibidir, çünkü merdiven başına varır varmaz çocukları bir odanın aralık kapısına doğru yönlendirir. Tedirgin olan Yiğit ve Mehmet kapıyı açıp da yerde yatan bir adam gördüklerinde ne yapacaklarını bilemezler. Ailelerinden habersiz buraya geldikleri için Yiğit’in içinden hemen oradan kaçmak gelse de polise gitmeye karar verirler. Bu olaydan sonra Yiğit’in, ailesinin, hatta mahallelinin hayatları çok değişecektir. Hayat türlü türlü acılar, zorluklar, mutsuzluklar getiriyor ama bunun yanı sıra güzel sürprizler de gerçekleşebiliyor. Yiğit’in dediği gibi “bildik hayatları kesintiye uğrayanlar bir daha eskisi gibi olmuyorlar” belki ama “mutluluğun başka başka şekillerini öğreniyorlar”.

“Sırlarla Dolu Konak”ta on üç yaşındaki Yiğit’in çocukluktan ergenliğe geçerken yaşadığı büyüme sancılarını ve kayıplarının yol açtığı özlemlerle nasıl başa çıktığını okumanın yanı sıra büyük kentlerde yaşamanın bir bedeli olarak insanların giderek yalnızlaştığı, çocukların eve kapatıldığı günümüzde mahalle arkadaşlığını, aşklarını, iyiliğin ve paylaşmanın mümkün olduğu pek de eskilerde kalmayan o zamanları da hatırlıyoruz. Tam da bu nedenlerle kitabı okuyup bitirdiğinizde yüzünüzde bir gülümseme, içinizde bir sıcaklık kalıyor.      

Hem yetişkinler hem de çocuklar için kitaplar yazan çevirmen, editör, yazar Filiz Özdem’in “Sırlarla Dolu Konak” adlı ilkgençlik romanı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

Tülin Sadıkoğlu

1 yorum:

  1. çok güzel olmuş teşekkürler ama biraz kısa hikayenin devamı yok o yüzden 10 üzerinden 6 veriyorum.saolun

    YanıtlaSil