20 Şubat 2014 Perşembe

Sevgili Mustafa Delioğlu'nun atölyesinde gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ikinci bölümü...


EA-TS: Kitapları nasıl resimlediğinizi, sürecin nasıl ilerlediğini bizlerle paylaşabilir misiniz?

Mustafa Delioğlu: Metin geliyor. Genelde benim çizeceğim gibi metinler geliyor. Mustafa Delioğlu bunu çizer diyorlar. Sağ olsunlar çizmemi isteyen de çok. Demek ki başarılıyım diye düşünüyorum. Metni alınca mutlaka okuyorum. Yazarların söylediklerine göre okumadan yapanlar da varmış ama benim metni mutlaka okumam lazım, duyguları tipleri yakalamam lazım.Metni iyice sindirdikten sonra başlıyorum çizmeye. Çizerken ben burada resim yapacağım, illüstrasyon yapacağım, metne sadık kalacağım mesela metinle bir yerde kafasına şöyle özel bir şapkası taktı dendiği zaman metnin ondan sonrasında şapka olması lazım, buna aykırı düşmemesi lazım. Mümkün olduğu kadar dikkat ediyorum.Hepsinde değilse de bazı kitaplarda önce bir taslak hazırlıyorum yani yazıları yerleştiriyorum. Bu daha çok resmi çok, metni az olan kitaplarda bir maket oluyor elimde; o zaman daha rahat çalışıyorum, yazının boşluklarını dolduruyorum. Ama diğer kitaplarda bir maket yapmıyorum. Yazı yerlerine orada geçen olayı işaretliyorum. Öyle devam ediyorum. Tabii ki illa bir şeyi göstereceksem, mesela denizi göstereceksem illa gemiler kayıklar yapmaya gerek yok. Gerekirse onu da yaparım ama metnin içinde denizi hissettirmek kâfi. Mesela hoplayan zıplayan bir balık yaparsın metnin köşesine, o zaten hatırlatır. Çünkü çok teferruatlı yapmanın bir anlamı yok. Metnin içinde geçiyor tarifler zaten. Ama gerekiyorsa onu da yapıyorum, çok detay da işliyorum. Bu sayfanın durumuna göre de değişiyor.

Tabii sonra da yazara sunuyorum, benim gözümden kaçan şeyler var mı diye. İki gözün bakması iyi oluyor. Sonrasında düzeltmeler gerekiyorsa düzeltme yapıyoruz. Böylece devam edip gidiyor.Metni okuyorum, tipi, hareketini kafamda canlandırıyorum. O zaman başarılı olduğumu anlıyorum. Kafamda iyi canlandırdığım zaman hareketleri işte oradaki olay, çevre, ortamın görüntüsü onu mutlaka kafamda canlandırıyorum. Canlandırdığım zaman daha başarılı oluyorum. O zaman daha zengin şeyler katıyorum. Metni okuyup ilham gelme durumu dediğim de o aslında, onu iyi canlandırmak kafamın içinde. Metne iyice gömülüp kafamda canlandırmak. Tabii ki şöyle de düşünüyorum: Özgür olmak istiyorum, metin beni çok sıkmasın diye  orada artık resmin kurallarını da göz önüne alıyorum. Kendi özgürlüğümü de katıyorum. Belki araya ilaveler de yapıyorum.

Resim iyi olduğu zaman, çocuğun hoşuna gidecek bir resim ortaya çıktığı zaman iş amacına ulaşmış oluyor. İşin pedagojik kısmına pek dikkat etmiyorum. Resim güzel olsun istiyorum, resim güzel olduğu için ona gerek kalmayacağını düşünüyorum. Pedagojik açıdan baktığımız zaman şunu şuraya koymasak çocuğa zararlı olur gibi bir şeyi hesap etmiyorum ama bu resim iyi oldu dediğim zaman o amaca da ulaşıyor.
Onları hesap edersem bahsettiğim özgürlükten yoksun kalmış oluyorum. Resim iyi olduğu zaman amaca ulaşmış oluyor. Diğer şekilde çalışmak benim için sıkıcı bir şey olurdu.

EA-TS: Okul öncesi denilen resimli çocuk kitapları daha fazla emek gerektiriyor değil mi?

Mustafa Delioğlu: Sedat Sever buna görsel metin diyor. Çok güzel bir tanımlama. Görsel metin çok önemli; kaliteli ve iyi olması çok önemli. Şöyle düşünüyorum ne kadar doğru bilmiyorum ama doğruluğuna da inanıyorum: Çocuk beğenisi nasıl gelişir? Huni ile kafasına dökerek, doldurarak değil elbette. Kitaptaki renk, boya çizgiler bunlar kaliteli olursa çocuk buna baka baka büyürse beğenisi gelişmiş olur. Onun için çizgi ve resim çok önemli kitapta. Bakacak, beğenisi gelişecek, beğenisi gelişen insan da malum hayatta da doğru şeyler seçer. Arkadaşlıktan tut da iş, sevgili her neyse doğru insanları seçerler. Ben bunları çocuklarımda gördüm. Doğru bakacak, beğenisi gelişecek.

Kitaplardaki çizgi çok önemli. Piyasada maalesef birçok kötü çizimli kitaplar, çocuğun beğenisine hiçbir faydası olmayacak hatta tam tersine köreltecek çok kitap var. Dediğim gibi ta başından beri çocuk kitabını dikkate almamak ve bunda para var deyip buna bindiren, nasıl olursa olsun deyip bu tarz kitapları çıkaran yayıncılar var.

EA-TS: Resim ve illüstrasyon yaparken hangi teknikleri kullanıyorsunuz?

Mustafa Delioğlu: Bir şeyin aynısını yapamıyorum. Değişik tekniklerle yapılmış işler var. Aynı tekniği devam ettiremiyorum, sıkılıyorum. Biraz önce bahsettim, kuşlara devam etmek istedim, bitti. Sürekli yaptığım için bıktırdım kendimi. Çocuk kitaplarında da aynı şey var. Aynı tarz, aynı boyadan sıkılıyorum, iş yoruyor beni. Sıkılınca zaten güzel işler çıkmıyor. Sonra kimyasal boyayı, kâğıda ve tuvale koyduğun zaman olağanüstü şeyler çıkıyor. Benim için çok gizemli bir malzeme boya. Ve onu teknikle yoğurduğun zaman -çünkü boyaları bir araya getiriyorum ben- bir araya geldiklerinde değişik lezzetler çıkıyor. Yani akrilik boya kullanıyorum, suluboya kullanıyorum, pastel karıştırıyorum, zaman zaman plastik tutkal karıştırıyorum. Kâğıdı yıpratarak boyuyorum. Kâğıdı yıprattığında başka bir lezzet çıkıyor.

EA-TS: Sürekli kullandığınız. vazgeçemediğiniz motifler var mı?

Mustafa Delioğlu: Resimlerimde vazgeçemediğim üç şey var: Kedi, kadın ve güvercinler. Ara da versem bunları mutlaka çiziyorum. Üçü de çizgiye ve resme müsait olduğu için... Kediler şirinlikleri açısından, kadınların gövde yapıları uygun olduğu, estetik çizgileri açısından tercih ediyorum. Güvercinler çizgisel açıdan çok ahenkli çizgilere sahip olduğu için resme çok müsait, kediler de karşı dinamik çizgiler yerine duygusal tarafları, yumuşaklıkları, gerektiğinde sertlikleri ile zengin ifadeler oluşuyor. Daha çok resme uygunluğundan dolayı yapıyorum. Kediler daha çok illüstrasyonlarda var. Resimlerde kediler de girdi.

Kedilere hayranlığım var. Tüysüz kedilerde bile müthiş bir estetik var. Kedinin bir sürü güzel hareketleri var. Hayvanlar çocuklar için çok önemli. Mutlaka çocuklara bu sevgiyi aşılamak lazım, hem çevreci olması bakımından hem de bu gezegende herkesin yaşamaya hakkı olduğunu bilmeleri bakımından ve paylaşımcı olmaları için hayvanları sevmelerini sağlamalıyız. Görsel bakımından kedinin çizgisi, yüz ifadeleri resmi tamamlıyor. Birinin resmini yapıyorsunuz; ayağının dibinde sürtünen, sevgi gösterisinde bulunan kedi, onun duruşu duygulandırıcı oluyor. O sevgiyi hissettiriyor, sayfayı süslüyor. Kedi beni cezp ediyor.

EA-TS: 70'li yıllardan bugüne çocuk ve gençlik edebiyatının gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mustafa Delioğlu: Bardağın yarısı dolu veya boş... Şimdi geriye baktığım zaman bardağın yarısı dolu, hem de iyi dolu çünkü görsel, metin ve baskı kalitesi açısından Erdal Öz zamanında yapılan bazı kitapları birinci hamur kâğıda basıyordu. Daha öncekiler üçüncü hamur dediğimiz saman kâğıdı denilen sarı ve boyayı emip dağıtan, görsellerin kötü olduğu kitaplar çıkardılar. Kalite gittikçe arttı, birinci hamur çıktı ,bir de baktık büyük ebatlı kitaplar çok resimli kitaplar yapılmaya başlandı. Bugüne geldiğimizde müthiş bir yol.
Fakat boş tarafına baktığımız zaman, kendi açımdan da söylüyorum, yabancı yayınlara baktığımız zaman müthiş şeyler var, olağanüstü illüstrasyonlu, tasarımlı kitaplar var. Kocaman, çok iyi resimli kitaplar şimdi oradan bakıldığında bardağın yarısı boş. Henüz bizde yapılmıyor bunlar. Aşılmamış bir durum da var, Aşmak lazım. İllüstrasyon, tasarım, ölçü yabancılarla kıyasladığımızda daha çok yürünecek yol var.
İllüstrasyon konusunda çok yetenekli gençler var fakat zamanla da bunların kaybolduğunu görüyorum. Bu niye oluyor? Yayınevlerinin yeterli ücret ödememesi/ödeyememesi, şartların ağırlığından dolayı çocuklar okullardan mezun oluyorlar ama sonra kayboluyorlar. Özellikle Nazan Erkmen'in öğrencilerinde gördüm ben bunu, resimlediler sonra kayboldular. Pazar yeterli değil. Özgün bir illüstratör çıkmıyor, çıkarsa da çok az tek tük. Küçük kitaplarda görüyorum onları. Özel yapılmış kitaplarda görmüyorum. Çok az.
İş pazarda bitiyor aslında pazar uygun olmayınca işin ucu illüstratörlere kadar geliyor. Dolayısıyla bir emekleme durumu var ama geriye baktığımızda çok iyi bir yerde. Fakat kalite konusunda endişeliyim. Fuarlarda görüyorum özellikle stantlarda çok çorba, çok renkli, çok uyduruk kitaplar var. Tezgâha baktığın zaman böyle bir bulamaç; bir şey çok renkli olunca çok güzel olduğu zannediliyor bu çok sevimsiz bir şey. Ne olacak bilmiyorum?

EA-TS: İllüstratör adaylarına neler önerirsiniz?

Mustafa Delioğlu: Sanatçı adayı ister metin ister resim olsun çok çalışmadan olmaz. Gerçi hiçbir şey çok çalışmadan olmaz. Mutlaka çok kitap okumaları lazım. İyi bir çizgiye sahip olmaları yetmez. Çünkü metinden etkilenmeden çizdiğin zaman o doğru bir yaklaşım olamayacaktır. Metinle örtüşmeyecektir. Düşünün dünya çocuk klasiklerini hiç okumamış, ona diyecekler ki Kırmızı Başlıklı Kız’ı resimle. Ona yabancı gelecek metin. Okursa takip ederse bir yakınlık olacak. Çocuk kitaplarına yakınlığı olacak. Daha önce dediğim gibi Pinokyo ile bir yıl dolaşmasam çocuk kitaplarını resimlemeyecektim belki de. Pinokyo benimle bir yıl dolaştı ve bundan müthiş bir keyif aldım. Onun lezzeti hâlâ aklımda. Demek ki onun etkisi de olmuş.  Onun için çok kitap okuyacaklar, metni sevecekler. Metni severse duygulanacak, kafasında kolay canlandıracak. Onun için şart. Bir de sanat işi bir maraton aslında sürekli koşması gerekecek. Tam adı maraton, onu göze alacak. Şimdi şöyle bir şey de var, mutlaka özgün olmak gerekiyor. Kendini geliştirirse özgün çizgi çıkar, o da gerekli bu da… Çok çizip boyayarak, dünyada yapılan kitapları görüp takip ederek olacak. Yani yol uzun. Çok çalışsınlar diyoruz. Piyasanın da zorluklarına katlanacaklar, avantajlarını kullanacaklar.

EA-TS: Peki, ailelere neler önerirsiniz?

Mustafa Delioğlu: Kendi çocuklarımla bunu yaşadım. Kitabı çok sevdikleri için hayatları daha kolay oldu. Kitap okumanın keyfini yaşadılar. Büyüdüler, evlendiler hâlâ da okuyorlar ve seviyorlar. Kitap okumak hayattı güzelleştiriyor. Öğreniyorsun, içini de güzelleştiriyor. Babalar gerçekten çocuklarına kitap alsınlar. Oyuncak tabanca alıyorlar halen -ha belki çocuk oyun diye ister- ama daha çok kitap alsınlar. Nitekim çocuklarını ciddiye alıyor ve kitap alıyorlar sanırım. Yoksa bu kadar çocuk kitabı görmezdik. Her yıl daha kalabalık oluyor fuar. Kaliteli işler yapılsın. Çocuklar bizim gözümüzün nuru. İyi metinli, iyi resimli kitaplar alsınlar. Renk güzel ama sadece boyalı olmasın. Çocuklar çok önemli. Umarım daha uzun yıllar yazarlar yazar biz resimleriz, güzel kitaplar yaparız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder