1 Mart 2016 Salı

Juju Beni Unutma

Çiğdem Sezer'in, çocuk edebiyatımızda konu çeşitliliğini zenginleştiren bir kitabı yayımlandı: Juju. İsmi, sihirli şey anlamına gelen Juju'nun küçük yaşına rağmen başından geçenleri kendi ağzından anlatıyor bize.

“Ben miyim savaşın çocuğu? Ben annemle babamın çocuğuyum. Kim ister savaşın çocuğu olmayı?” diye soruyor Juju bizlere.

Suriye'deki savaştan ailesi ile kaçmayı başaran Juju kendi şanslı sayar. Çünkü bazı arkadaşlarının ve geldiği yeni ülkede karşılaştığı yurttaşlarının kendi kadar şanslı olamadığını gözleri ile görür. Şansları yaver gitmiştir, başlarını sokacakları bir evleri de vardır. Tüm kayıplarına rağmen bir aradadırlar. Babası bir apartmanın kapıcılığını yapar, dikiş dikmeyi seven annesi ise evlere temizliğe gider. Juju'nun bir de kendi ülkesinde travma yaşamış, bu yüzden pek konuşmayan bir kız kardeşi de vardır.
Juju bu yeni ülkenin yeni şartlarına alışmaya çalışırken türlü türlü insanlara da denk gelir. Kimisi onlara yardımcı olmaya çalışırken kimisi de onların varlıklarından duyduğu rahatsızlığı kaba şekillerde dile getirir.

Savaşı, göçü, göçmenliği sade bir dil ile anlatan Sezer, bu konuyu bir de çocuk işçiliği ile bağdaştırmış. Üzerinde uzun uzun düşüneceğimiz ve tartışacağımız şeyler söylemiş: "Ama yine de çocuklar dilenmek zorunda kalıyor. Babalar, anneler iş bulup çalışmıyor. Bu da kötü. İnsan çalışamazsa nasıl para kazanır. O zaman dilenmekten başka çareleri kalmaz." Peki, dilenciliği meslek edinenler? Suriye'den göçmek zorunda kalan birçok insanın dilenmek zorunda olduğunu gözlerimizle sokaklarda gördük, buna inandık ta ki Suriye'den göçmek zorunda kalan diğer insanlar bizi "bunlar Suriye'de de dileniyordu çünkü işi buydu" diye bizleri uyarana kadar.

Juju, hikâyesini anlatırken birkaç yerde "mülteci" kelimesini kullanıyor. Şu anda yaşadığı ülkenin onu mülteci olarak kabul etmediğini bilmeyerek. Metinde her mülteci kelimesine rastladığımda Çiğdem Sezer bunu bilinçli olarak mı Juju'nun ağzından söyletiyor acaba diye düşündüm. Mültecilerin yasal hakları varken Suriye göçmenlerin/sığınmacıların yasal hakları yok çünkü onlar yasal olarak mülteci kabul edilmiyor. Dini milliyeti ve belirli bir toplumsal cinsel aidiyeti yüzünden veya siyasi tercihleri sebebiyle zulüm gören, bu sebeple yurdundan ayrılan ve endişeleri gittiği ülkeler tarafından haklı bulunan kişiye mülteci deniyor. İnsan Hakları Beyannamesi  14. Maddesinde “Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınma hakkı vardır” diyor. Bu hak 1951 Cenevre Konvansiyonuyla teminat altına alınmış. Daha çok II. Dünya Savaşı yıllarında Avrupa’da yerinden edilmiş kişiler için oluşturulmuş bir sözleşme bu. Bu sebeple Avrupalılarla sınırlandırılmış. Bu sınırlandırmanın haksızlığı 1967’de imzalanan bir ek protokolle bütün dünya vatandaşlarına sağlanmış. Ancak bu ikinci protokolü imzalamayan tek bir ülke var: Türkiye!

İnsan okuduğu kitabı sevince onun bütün kusurlardan münezzeh olmasını istiyor. Juju’da birkaç yerde nasıl batıdakiler Türkiye’ye oryantalist bir göz ile bakıyorsa biz de kendi doğumuza o gözle bakmaktan kendimizi kurtaramadığımız da dikkatimi çekti. Bir de savaşın kötülüğünü vurgulayan yerlerde yanlışlıkla başka bir şey söyleniyor olabilir mi düşüncesinden kurtaramadım kendimi: Bir saldırı altındayken vatanı savunmak iyi bir erdem değil midir peki?


Daha çok şiirleri, şair yönüyle tanıdığımız Çiğdem Sezer, akıcı ve samimi bir anlatımla toplumumuzdaki bir yaraya parmak basmış. Yaralara merhem bu kitabın çocuklarımızı, göçmek, sığınmak zorunda kalan diğer çocukların dünyasına sokmaya, onları daha iyi anlamaya sağlayacağına hiç şüphem yok. Yazarı ve yayınevini canı gönülden tebrik ediyorum. Bilgi Yayınevi Çocuk Kitaplığı’nca yayımlanan Juju Beni Unutma, herkese göre bir kitap. 

Ebru Akkaş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme